Geleceğin CIO’ ları Yönetim Bilişim Sistemleri(MIS) Uzmanlarımı olacak dersiniz?

March 29th, 2011 4 Comments »

Aslında bu yazıyı hazırlama nedenim hakkımda yazısını okuyan üniversite hazırlık öğrencilerinin MIS konusunda özel sorularının çok fazla olmasından dolayı. MIS bölümü değeri fazla fark edilmeyen bir bölüm gibi görünsede, bilişime yakın olan ailelerin çocuklarını sıkça yönlendirdiği bir bölümdür. Şimdi önemli gördüğüm noktalarıyla sizinle araştırmamı paylaşıyorum.

Yönetim Bilişim Sistemleri, insan, teknoloji, sistem teorisi ve bilgi yönetimi alanlarını bir araya getiren akademik bir alandır. Yöneticilerin karar vermesini kolaylaştırmak için, değişik yerlerdeki bilgilerin toparlanarak, bütün halinde sunmak, Yönetim Bilişim Sistemleri’nin en önemli görevlerinden biridir.

Daha önce bazı üniversitelerin Endüstri Mühendisliği Bölümleri’nde aynı isimle Yönetim Bilişim Sistemleri olarak okutulan (MIS-Management Information Systems) bu dal bölüm adı olarak , Boğaziçi Üniversitesi’nde 1995 yılında kurulmuştur. Bölüm şu anda üniversiteye bağlı Uygulamalı Bilimler Yüksekolu’nun bünyesinde hizmet vermektedir.Hem lisans hem de yüksek lisans programlarının yer aldığı bölümde dersler hem akademik geçmişi olan öğretim görevlileri tarafından hem de sektörden gelen deneyimli kişiler tarafından verilmektedir.Bölümde ders veren kişiler geçmişte Türkiye’nin önemli bankalarında bilişim teknolojileri departmanından sorumlu genel müdür yardımcılığı pozisyonunda bulunmuş kişilerden Türkiye’ de CRM konusunda önde gelen danışmanlara kadar çeşitlilik göstermektedir.Bilişim sitemleriyle elde edilen bilgileri, yönetimsel ve ekonomik sorunların çözümüne uyarlayabilecek eğitimi veren bölümdür. Aynı alanda eğitim veren bölüm ve programlara “işletme enformatiği,” “bilişim teknolojisi yönetimi” ya da “işletme bilişim sistemleri” adları da verilmektedir.

Lisans düzeyinde ders programı bilişim ve işletme dersleriyle birlikte bu iki alanı entegre eden bölüm derslerinden oluşmaktadır. Bölümün “master” derecesi veren yüksek lisans programıyla da Türkiye’de alanında tek gözükmektedir. Her yıl lisans programına 55, Yönetim Bilişim Sistemleri Tezli Yüksek Lisans Programı’na 15-20, İşletmelerde Bilişim Sistemleri Tezsiz Yüksek Lisans Programı’na 30 öğrenci kabul edilir. Bölümde halen 274 lisans ve lisansüstü öğrencisi eğitim görmektedir. Boğaziçi Üniversitesi Hisar Kampusü’nde bulunan bölümün öğrencileri, üniversitenin zengin akademik, kültürel ve sosyal etkinliklerinden yararlanırlar.

Yönetim Bilişim Sistemleri Uzmanı Ne iş Yapar?

Tanım
Bilgisayar sistemleri yolu ile elde edilen bilgileri yönetim ve işletme alanlarındaki sorunların çözümüne uygulayabilen kişidir.

Görevler
- Hedeflere ulaşmak için kısa ve uzun dönemli planlar oluşturur,
- Yönetim bilişim sistemleri birimlerinde sistemin alt yapısını planlar,
- Sistem için gerekli donanım, yazılım ve personeli belirler ve bunların teminine çalışır,
- PC bilgisayar sistemini ve gerektiğinde Network ağ sistemini kurar,
- Sistemlerin çalışması sırasında karşılaşılan sorunları ve eksiklikleri saptayarak, çözüm yolları bulur,
- Teknolojideki gelişmeleri izleyerek donanım ve yazılımları güncelleştirir,
- İşletmelerin veriminin artırılması konularında bilimsel çalışma yapar.

Kullanılan Alet Ve Malzemeler
- Bilgisayar donanımı,
- Bilgisayar yazılımları,
- Büro makineleri,
- Büro malzemeleri.

Mesleğin Gerektirdiği Özellikler
Yönetim bilişim sistemleri uzmanı olmak isteyenlerin;
- Üst düzeyde matematiksel düşünme ve analiz yeteneğine sahip,
- Bilgisayara ilgi duyan,
- Bir işi planlayabilen,
- Başkalarını etkileyebilen,
- Dikkatli ve sabırlı
kişiler olmaları gerekmektedir.

Çalışma Ortamı ve Koşulları
Bu meslekte kişiler genellikle büro ortamında masa başında çalışmaktadırlar.

Çalışma Alanları ve İş Bulma Olanakları
Bilginin eskiye oranla daha kapsamlı olması, çağdaş yöntem ve araçlarla işlenmesi zorunluluğundan dolayı günümüzde bu bölüme giderek artan bir gereksinim vardır. Kuruluşlar varlıklarını sürdürüp gelişmek, kendileri ile ilgili bilgileri üretme saklama, planlama ve değiştirme işlemlerini hızlı ve sağlıklı bir şekilde oluşturmak için bu alanda gelecek bilgileri kullanma zorunluluğu duymaktadır. Bu nedenle mezunlar çeşitli işletmeler ve resmi kuruluşların bilgi işlem merkezlerinde sistem geliştirme birimlerinde, proje geliştirme bölümlerinde, yazılım şirketlerinde ve danışmanlık bürolarında görev alabilirler.
Bu meslekteki kişilere gittikçe artan bir talep olmasına karşın, ülkemizde bu mesleğe sahip kişilerin sayısı da oldukça azdır. Bu sahada işgücü açığı olduğu Devlet Planlama Teşkilatı raporunda da belirtilmiştir. Bu nedenle iş bulma olanakları çok yüksektir.
Yönetim Bilişim Sistemleri bölümü mezunlarının çalıştıkları bazı kuruluşlar; Finansbank, Toprak Bank, Microsoft, IBM Türk, Pfizer İlaçları, Arthur Andersen Danışmanlık, Akril Kimya.vb.

Meslek Eğitimin Verildiği Yerler
Mesleğin eğitimi Üniversitelere bağlı Fakültelerin “Yönetim Bilişim Sistemleri” bölümünde verilmektedir.

Meslek Eğitimine Giriş Koşulları
Bu bölüme girebilmek için, Öğrenci Seçme Sınavı’nda (ÖSS)’nda yeterli “Eşit Ağırlıklı (EA)” puan almak gerekmektedir.

Meslek Eğitimi
Bilgi Yönetimi, Bilişim- Yönetim, Büro Yönetimi, Büro Yönetimi ve Sekreterlik, Genel İşletme, İş İdaresi, İşletme, İşletmecilik, Ofis Teknolojileri ve Yönetimi, Sekreterlik ön lisans programını başarı ile bitirenler de ÖSYM tarafından açılan Dikey Geçiş Sınavı’nda başarılı oldukları takdirde “Yönetim Bilişim Sistemleri” lisans programına dikey geçiş yapabilirler.

Eğitimin Süresi ve İçeriği
Üniversitelerin Yönetim Bilişim Sistemleri bölümünde bir yıl İngilizce Hazırlık Programı, dört yıllık lisans öğrenimi olmak üzere toplam beş yıllık eğitimle bu mesleğin eğitimi verilmektedir. Ancak öğretim yılı başında verilen İngilizce Yeterlik sınavında başarılı olanlar veya üniversitelerin eşdeğerliğini kabul ettiği (son iki yılda alınmış olmak koşuluyla) TOEFL, TWE, IELTS, FCE, CPE (yabancı devletler tarafından yapılan İngilizce sınavları) sınavlarının birinde başarılı olduğunu kanıtlayanlar bir yıl süreli İngilizce Hazırlık Programından muaf tutulurlar.

Meslekte İlerleme
Bu mesleğin Türkiye’de yeni gelişiyor olmasından dolayı, bu konuda henüz somut bir bilgi yoktur. Ancak üniversitelerin ilgili bölümlerince önümüzdeki yıllarda bu meslekte ilerleme olanaklarının yüksek olacağı belirtilmektedir.

Benzer Meslekler: Bilgisayar programcısı, Bilgisayar mühendisi, İşletmeci.
Rsrcs:http://tr.wikipedia.org/wiki/Y%C3%B6netim_Bili%C5%9Fim_Sistemleri http://www.baktabul.net/kariyer-ve-meslekler/66930-yonetim-bilisim-sistemleri-uzmani-yonetim-bilisim-sistemleri-uzmani-hakkinda-meslegi.html http://www.mis.boun.edu.tr/misweb2/index.asp

Kısaca, 2030’ye kadar bu bölüm iş yapacaktır. Bundan sonra daha çok fraud üzerine kontrollerin daha önemli olduğu bir internet ortamı olacağı için Fraud System Analyst, Internet based Controller gibi bölümler daha populer olacaktır.

O zaman ne diyelim, gelecekte bilişimci olmak isteyen üniversite adayları…

bilisimyonetimi.com takibine devam!!!

BT’ deki gelişmeler yöneticilere ağır mı geliyor acaba?

March 19th, 2011 No Comments »

Teknolojinin bu kadar hızlı değişmesi onu takip etmeyide zorlaştırıyor tabiki! Aslında zorluk herkes için aynı gibi görünsede yöneticilere daha fazla iş düşmektedir. Özellikle Türkiye’ deki yönetim şeklii alfa yönetim şekline yakın olduğu için, diğer bir ifadeyle yapılan işler üsten gelen yaptırımlarla şekillendiği için firmaların rakiplerine göre fark yaratmaları yani teknolojideki gelişmeleri takip etmeleri için üst düzey yöneticilere büyük işler düşmektedir. Bu konuda yapılan araştırmaları, bu araştırma sonucunda çıkan bulguları sizlerle paylaşmak istiyorum.
CA Technologies “Hizmet Güvencesi” araştırmasının sonuçlarını açıkladı. BT Yönetimi yazılımlarının lider üreticisi CA Technologies, önceki senelerde olduğu gibi 2010′un sonunda da bir anket çalışması yaparak BT alanında yaşanan sorunlar ve bunların çözümlerine ilişkin bir rapor hazırladı.
CA Technologies araştırmasına göre, karar verici düzeyinde her üç yöneticiden ikisi, iş hizmetlerinin kesintisiz çalışmasını sağlayan çözümlere ayak uydurmakta zorlandı
CA Technologies’in Türkiye de dahil Avrupa çapında yaptırdığı araştırmaya 30 ülkeden 520 üst düzey yönetici ve BT profesyonelinden oluşan seçkin bir topluluk katıldı. “Hizmet Güvencesi: İş Hizmetlerinde Kesinlik Arayışı” adlı araştırma, kullanıcı deneyimlerine bakarak kurumların sunduğu iş hizmetlerinin performansını ele alıyor.
CA Technologies Türkiye Ülke Müdürü Vekili İlkem Özar, araştırmayla ilgili açıklamasına şu şekilde başladı: “Günümüzde kurumlar, giderek daha sofistike olan iş taleplerini karşılarken hem işin kısa zamanda başarısını, hem de en iyi performansı sunmayı garanti etmek gibi iki güç görevi birlikte hayata geçirmek zorunda. Yeni iş hizmetlerini hayata geçiren birçok kurum ise bu hizmetlerin performansını takip etmek için yoğun çaba harcıyor ve son kullanıcıya etkisinden emin olamıyor. Kurumların hizmet performansları hakkında yaşadığı belirsizlik, bu hizmetlerden etkilenen müşteri ilişkilerinin geliştirilmesi için de ciddi bir bariyer oluşturuyor. Hizmet güvencesi çözümü, işte bu noktada sistemlerin ve ağ altyapısı üzerinde çalışan uygulamaların, veri hareketlerinin ve gerçek kullanıcıların deneyimi arasında canlı bir köprü oluşturuyor ve bu süreci yönetilir kılıyor.”
İlkem Özar, araştırmanın çok önemli bazı noktaları ortaya çıkardığını belirterek şu bilgileri verdi: “CA olarak yaptırdığımız bu araştırmada katılımcılara sorduğumuz soruların sonucunda, Türk yöneticilerinin yüzde 63′ü, bundan sonra iş hizmetlerinin izlenmesi ve kullanıcı memnuniyetinin çok daha önemli hale geleceğini söyledi. Müşteri memnuniyetini ön plana çıkaran firmaların yaklaşımlarının bu yönde olduğunu gözlemliyoruz.
Türk katılımcıların yüzde 37′si ise “Problem ortaya çıktığı zaman ilgileniriz” yaklaşımında bulundu. Ancak bu yaklaşım ve son kullanıcı deneyimine ilişkin yetersiz bakış açısı, aynı zamanda, kurumun öngörülebilir ve istenen müşteri deneyimlerini sağlama, verimli ve etkili servisler oluşturma, yeni uygulamalar sunma, kısacası proaktif bir BT yönetimine sahip olma gibi birçok yetkinliğini de başında engellemiş oluyor. ”
Müşteriyi uçtan uca görebilmek!!!
Araştırmanın çok önemli bir gerçeğe işaret ettiğini söyleyen İlkem Özar, artan müşteri beklentileri, gelişen hizmet çeşitliliği ve bulut gibi teknolojideki gelişmeler ışığında, iş hizmetlerinde artık kesinliğe ve belirginliğe daha da çok ihtiyaç duyulduğuna dikkat çekerek şunları söyledi: “BT servisleri, bugün birçok profesyonel yöneticinin düşündüğünden hızlı bir değişim gösteriyor. Bu nedenle günümüzde, dinamik BT ortamlarının, tek tek her müşteri işleminin performansının bir uçtan diğer uca kontrol altında tutulduğu platformlar olması arzu ediliyor. Son araştırmanın ana bulguları, birçok kurumun bu sorunla sık sık karşılaştığını ancak durumun aciliyeti ve önceliği konusunda etkin davranamadığını ortaya koyuyor. Kurumların hizmet güvencesi stratejisini bütün boyutlarıyla algılamaları ve hayata geçirmeleri, bu nedenle son derece kritik bir karar olmaya ve güncelliğini korumaya devam ediyor. Bu karar, aynı zamanda, rekabetçi bir ortamda yarışan tüm kurumların, fiziksel, sanal ve bulut platformlarındaki iş servisi sunumlarıyla bağlantılı yetkinlik düzeylerini de yansıtıyor olacak”.
Gerçek maliyetleri oluşturmak!!!
Müşteri deneyimlerinin iş sonuçlarına etkisi itibarıyla kayda değer bulgular taşıyan araştırma, aynı zamanda iş ve BT liderlerinin çevrimiçi (online) kullanıcıların aldığı servis performanslarının kalitesine de çok fazla güvenmediklerini ortaya koydu. Türk katılımcıların yüzde 20′si kendi çevrimiçi (online) hizmetlerini, müşteri ihtiyaçlarını tam anlamıyla karşılama bağlamında çok güvenilir bulurken, yüzde 80′e varan büyük bir çoğunluk sundukları hizmetler için “fazla güvenli değil” ya da “idare eder” yanıtlarını verdi.
Buna ek olarak araştırmaya katkıda bulunan iş liderleri ve BT profesyonellerinin yüzde 47′si, kullanıcının zayıf performans gösteren web uygulamaları nedeniyle karşı karşıya kaldığı sorunların sebep olduğu maliyeti kurumların tam olarak takip edemediğini ifade etti.
Karar vermek için bilgi şart!!!
Kurumlar, sadece ortaya çıkan servis problemleriyle uğraşmak zorunda kalmaktan değil; aynı zamanda maliyetlerin artması ve verimliliğin düşmesinden de büyük bir kaygı duyuyor. Bu çerçevede yöneticilere, son 18 ayda, gerek çevrimiçi (online) hizmetleri, gerekse dahili web uygulamaları kullanıcılarından kaynaklanan problemlerle nasıl mücadele ettikleri de soruldu.
Araştırmayı yanıtlayanların yüzde 40′ı “ortaya çıkan yeni konuları ve problemleri gidermek için maliyet artışlarını göze aldıklarını” ifade ederken, katılımcıların yüzde 37′si, uygulamanın devre dışı kalması veya zayıf performans göstermesi nedeniyle çalışan verimliliğinde kayıplar yaşadıklarını söyledi. Soruyu yanıtlayanların yüzde 43′ü ise karar vermek için gerekli bilginin yetersiz veya eksik olduğunu bildirdi.
İş dünyasında bir başka endişe kaynağı, çoğu organizasyonun hizmetlerindeki kalite kaybının işe yansıma derecesini tam olarak ölçememekten kaynaklanıyor. Kurumların yüzde 85′i, hizmetlerden kaynaklı birçok problemin yarattığı etkiyi tam olarak anlayabilmek için yeterli ve eksiksiz bilgiye sahip görünmüyor. Aynı şekilde yüzde 83′lük bir kitle bu durumun markanın ya da şirketin ününe verdiği hasarı da ölçümleyemediklerini ifade ediyor. Araştırma bulgularına göre sadece yüzde 27′lik bir yönetici kesimi, son kullanıcı deneyimlerini dikkate alan bir servis seviyesi anlaşmasına sahip olduğunu söyledi.
Sonuç olarak, bilginin bütün dünyada güç olduğunu unutmamak gerekiyor ve maliyetlerimiz kadar müşterilerimizide aynı düzeyde uçtan uca analiz ederek buna gore stratejilerimizi oluşturmamız kurumların uzun vadeli başarısı için şarttır.Rsrcs:http://www.bilgicagi.com/Yazilar/4726kurumlar_ve_yoneticiler_btdeki_gelismelere_ayak_uyduramiyor.aspx

How Does Android Compare to the iPhone? Top 5 Wins and Losses…

March 18th, 2011 7 Comments »


Sure, on the surface Google’s Android seems more like a shot through the heart of Windows Mobile — or the head of Palm’s Linux-based OS 2.0 aspirations — but while those platforms enjoy their own historical and market share, it’s Apple’s iPhone that has all the mind share of late. That means, despite Google’s CEO being on the Apple Board of Directors, Google’s Maps, Search, and other services having a prominent place on both devices, and — let’s face it — Google’s full on tech-crush for the iPhone — no one is going to hesitate to pit the two systems head-to-head. Including us!
So, what advantages does each one have? What drawbacks? Here they are, in our opinion: the top five iPhone vs. Android Wins and Losses… after the break!

How Android Wins

1. Hardware Options
Unlike the singularity of the iPhone, Android follows the current Windows Mobile model (and old Palm OS model) of creating a software platform meant to be implemented by a wide range of different manufacturers across an even wider range of hardware (some speculate beyond even the phone paradigm). Want a keyboard? Touch? Flip? Yellow racing fins? No problem, take 1 from column A and 2 from column B. After all, people tend to be diverse if not unique, and no single device can possibly meet the needs of each and every consumer. By letting manufacturers offer hardware choices, Android wins.

2. Developer Freedom
While the iPhone App Store has been a million (going on billion) dollar success, it has also been an endless source of controversy rooted not only in Apple’s desire to control seemingly every aspect of ecosystem, but the capricious — and callous — way in which they’ve thus far chosen to exercise that control. By contrast, Google is offering what amounts to a totally free Marketplace where developers can pretty much create and deploy anything, limited only by their innovation and determination. Podcaster? Fine. Mailwrangler? Okay (even though it likely duplicates Google’s built-in Gmail client). It’s the classic Open Source argument. (Heck, even the OS itself is Open Source!) By being free as in speech (though Google is wealthy enough to spot developers at least a few beers as well!), Andorid wins.

3. Killer Cloud Connectivity
Let’s face it, the cloud is the future, and while Apple has struggled (cough-MobileMe-cough) with that future, Google owns it. Google Search. Gmail. gCal. Google Docs. Google Maps. YouTube. Knol. Chrome. And the list goes on and on (and on). If they can flip the switch and truly, seamlessly integrate everything, not only between applications but across desktop, laptop, and handset, it will make for perhaps the most compelling offering ever on the market. By not being the next Windows-class platform (which superseded the earlier Mac), but by potentially being something even greater, Android wins.

4. DRM-Free Media
The iPhone is hooked into the largest and most successful media fountain in the business, iTunes. The record labels and Hollywood, however, fearing Apple will become another Walmart, able to dictate terms (taken, no doubt, to a Jobsian extreme) have with the exception of EMI, denied iTunes the higher quality, DRM-free music they are willing to give to competitors like Amazon. Google, despite being Amazon’s rival in the data-center-driven cloud computing space, is leveraging Amazon MP3’s musical advantage for Android. No word yet on whether they’ll ever break the DRM-free TV and Movie barrier (not when Hollywood is cutting off so many noses to spite that face), but for as far as it goes, by providing consumers with content free of DRM that never stopped the real pirates, but made everyday use difficult to the point of exasperation, Android wins.

5. Sergey and Larry
Steve Jobs is the archetypal benevolent dictator, and a divisive one at that. Google’s founders, by contrast, enjoy a shinier, happier public image. Whether it’s their “don’t be evil” motto or their willingness to let Google employees spend 20% of their time (1 day a week) working on solo “skunkworks” projects in the true spirit of innovation, (such as Sergey’s gleeful Android “hang time” app?), their youthful energy and enthusiasm powers the Google brand. By presenting a kinder, friendlier, and — arguably — funnerer corporate culture to consumers, Android wins.

How the iPhone Wins

1. Unified Hardware/Development
Controversies aside, the App Store has changed the face of application development and deployment (and how scary is it that this represents only one of the iPhone’s revolutions). Leveraging the ease of use and power of Cocoa, developers can create applications that will not only run on any iPhone (or iPod Touch) on the market, but be available for market (or for free), at the tap of a button, on each and every one of those devices. While Android developers will have to worry about whether some hardware has keyboards and some not, touchscreens or not (and what resolution?!), real headphones or USB adapters (really HTC? Really?) trackballs or accelerometers — never mind the endless snafu potential of any manufacturer or carrier making any changes they want to the Open Source OS — iPhone developers can “just work”. By providing a single, unified hardware implementation and the unlimited on-device marketplace that comes with it, the iPhone wins.

2. Best of Both Worlds
While Android enjoys the most complete integration with Google imaginable, we can’t forget that Google’s business isn’t making Smartphones. It isn’t Search either. It’s advertising. And to advertise, Google needs to be in front of (and holding on to) as many eyeballs as possible. This means Google needs to provide their services to the iPhone (and Windows Mobile, Palm, Blackberry, etc.) as well. So the iPhone gets Google Search, Maps, YouTube, and all the other Google applications they need anyway. What’s more, Apple gets to carefully craft their own unparalleled user interfaces and mobile technology on top of and into those Google Services. Google’s Android, however, gets nothing from Apple. By iPhone users getting the best of both the Apple and Google worlds, the iPhone wins.

3. Google Getting Slightly Less “Not Evil”
Apple can be smug, uncaring, and wrong-headed [redacteds], fair enough. But while Google professes “don’t be evil”, their growing size and power should be a concern to everyone who values privacy and security. Bottom-line: they know everything about you. You search for “very private personal issue”. They know that, and your IP, and can cross-reference it with everything else you’ve searched for, and mapped, and (with the GPS in your phone) whether you’re on the move. And their business is advertising. They own DoubleClick. Sure, Apple hooks into Google for Safari web search and maps as well, but on the iPhone you can at least choose not to search, or to search Yahoo!, and to turn off GPS. Maybe you can with Android, maybe not. Chrome has set a very poor precedent (no URL box, just search, means Google parses avery web address you type — never mind the ULA controversy). Given their shiny, happy facade, this makes them all the more terrifying. By the sheer nature of Apple’s business model being predicated on pleasing consumers enough to buy their hardware, and not slipping in advertising on the down low with little or no oversight or accountability, the iPhone wins.

4. iTunes International & iPod Ecosystem
For all the greatness that is Amazon MP3, it’s entirely USA-centric. Sure, for many people that seems like the whole world — but it’s not. While Big Media deliberately won’t give iTunes higher quality DRM-free music, the nature of international media rights is every bit as unfair to Amazon and their offerings. iTunes has had years to navigate this archaic quagmire, however, and while they’re certainly not everywhere yet, iTunes Stores are available to a huge number of consumers around the world. And unlike Android at launch, iPhone users in some areas also have TV (including NBC… again), Movies, and the rest of iTunes’ massive media content library available to them. Likewise, the Apple ecosystem is mature, providing everything from easy media conversion tools for personal content, to a plethora of accessories, to Apple’s full line of other hardware and software products. By providing such a vast, and vastly simple set of content and spherically-integrated supporting environment, the iPhone wins.

5. Steve Jobs
Call him Steve, El Jobso, Dear Leader, or an arrogant [expletive], Steve Jobs has proven time and again to have an uncanny knack for knowing “what’s next”. Not innovation in the strictest sense, Jobs instead takes futuristic technology and realized it for the masses — in whatever elegant shade of this and gorgeous material of that he knows is lust-worthy at that very moment. From the CLI of the Apple II, to the GUI of the Mac, to the portability of the iPod, to the multi-touch of the iPhone, Jobs more than anyone this generation has, over and over, pushed the boundaries of consumer technology and the entire industry around it. That’s why every Stevenote brings the internet to a grinding halt, and Android’s announcement barely registered a stutter on the tubes. You don’t dent the universe by committee (which Google’s Open Handset initiative and Android Platform most certainly are), and there’s no better proof of that than the achievements of Apple under the — admittedly dictatorial — guidance of Steve Jobs. By walking onto the stage at Macworld 2007 and pulling the jaw-dropping surprise of the iPhone from his pocket, and by keeping every consumer on the edge-of-their seats waiting for the next Stevenote, and the next “one more thing”, the iPhone won.

Conclusion
Every industry needs competition, and while we can’t help but worry about our friends over on the Windows Mobile and Palm platforms, we also can’t help but think, win or lose, Android will force the iPhone to up its game (and vice versa) as well. Either way, we consumers are the ultimate winners.
Agree? Disagree? Got your own top 5 wins for the iPhone? For Android? For both? Be sure to let us know!
Rsrc: http://www.tipb.com/2008/09/25/iphone-vs-android-top-5-wins-and-losses/

Suç Facebook’ ta değil onu bilinçsiz kullananlarda!!!

March 18th, 2011 No Comments »

Facebook’un özel hayata müdahalesi gibi yazılar okuyorum. Yok öyle birşey. Geçenlerde facebook Türkiye’ nin yazılım bakım işlerinden sorumlu bir arkadaşımla bir akşam yemeğinde görüşme şansı buldum.
Söylediği tek kelime; “Biz gizlilik seçeneklerini sunuyoruz Yasemin kullanmasını bilmeyenler, kullanmak istemeyenler hak iddaa edemezler dedi!”
Görüşmemizde sizle paylaşmak üzere aldığım notlar şöyle:

Facebook’ta kişisel bilgilerinizi korumak ve profil gizliliğinizi sağlamak için yapmanız gerekenler çok basit.

Öncelikle www.facebook.com adresine tıklayıp siteye giriş yapın.

1 – Facebook anasayfasında yer alan üst menüde isminizin yanındaki “Ayarlar” bölümünün üzerine gelin. Burada “Arkadaşlarını Düzenle”, “Hesap Ayarları”, “Gizlilik Ayarları”, “Uygulama Ayarları”, “Yardım Merkezi” ve “Çıkış Yap” adında altı seçenek çıkacak. Facebook’taki gizlilik ayarlarınızı düzenlemek için “Gizlilik Ayarları”na tıklayın.

2 – Açılacak sayfa Facebook bilgilerinizi kimlerin görebileceğini belirlemekte zorlanmayacağınız bir sayfa. Facebook üşengeçleri de düşünmüş ve toplam üç tane gizlilik şablonu belirlemiş. Bunlar şu şekilde sıralanmış:

Herkes: Tüm profil bilgilerinizin Facebook kullanıcıları ile birlikte internetteki herkes tarafından görülebildiği seçenek.

Arkadaşlarımın Arkadaşları: Bu kısmı seçerseniz Facebook bilgilerinizi, Facebook’taki arkadaşlarınızın arkadaşları da görebilir.

Sadece Arkadaşlarım: İdeal olan gizlilik ayarlarından birisi. Facebook’taki bilgileriniz sadece Facebook arkadaş listenizdeki arkadaşlarınız tarafından görülebilir.

Bana telefonumuz üzerinden anlatıldığı için kısa bir bilgi daha…

Facebook hesabınızı iPhone üzerinden kullanmak için buraya tıklayın.

Burada dikkat etmeniz gereken bir nokta var. “Fotoğraflarımda ve gönderilerimde etiketlenen kişilerin arkadaşlarının söz konusu fotoğraf ve gönderileri görmesine izin ver.” seçeneği onaylı olarak geldiği için “Sadece Arkadaşlarım” seçeneğini işaretleyecekseniz buradaki onayı kaldırıp ayarları öyle kaydetmelisiniz.

Önerilen: Bu ayar Facebook tarafından ideal olarak kabul edilen ayarlardan. Ancak Facebook ve internet üzerinde gizliliğinizi korumak istiyorsanız bu ayar sizin için kesinlikle kullanışlı değil.

Gizlilik durumunuzu “Önerilen” konumuna getirirseniz durum güncellemelerinizi, favori sözlerinizi, aile ve ilişki durumunuzu herkes; etiketlenen fotoğraf ve videolarınızı, siyasi görüşünüz ve dini inancınız ile doğum günü bilgileriniz “arkadaşlarınızın arkadaşları” tarafından da görülebiliyor.

3 – Her ayarı istediğiniz gibi yapabilmek için “Özelleştir” kısmına tıklayın ve “Özelleştir” bölümündeyken aşağıda yer alan “Ayarları özelleştir”e tıklayın.

4 – Facebook’ta tüm bilgilerinizi gizleyebileceğiniz gibi, sadece bir kişiye özel gizlilik ayarı da yapabilirsiniz. Bunun için izlemek istediğiniz yerin üzerine tıklayın. Bu bölümleri kimlerin göremeyeceğini “Herkes”, “Arkadaşlarımın Arkadaşları”, “Sadece Arkadaşlarım” seçeneklerinden birine tıklayarak belirleyebilirsiniz.

5 – Uygulayabileceğiniz diğer bir engelleme yöntemi de “Özelleştir”. Bu seçenek ile sadece bir kişinin ya da arkadaş listenizdeki bir grubun o bilgiyi görmesini sağlayabilir veya “Bunu şu kişilerden gizle” kısmına Facebook’taki bir veya birden fazla arkadaşınızın ya da belli bir grubun adını yazarak o bölümü görmesini engelleyebilirsiniz. Rsrs:http://rehber.uzmantv.com/facebookta-profil-gizlilik-ayarlari-nasil-yapilir

Kısacası, koruma seçenekleri facebook ekibinden özel hayatınızı koruması sizden;)