BT’ deki gelişmeler yöneticilere ağır mı geliyor acaba?

March 19th, 2011 No Comments »

Teknolojinin bu kadar hızlı değişmesi onu takip etmeyide zorlaştırıyor tabiki! Aslında zorluk herkes için aynı gibi görünsede yöneticilere daha fazla iş düşmektedir. Özellikle Türkiye’ deki yönetim şeklii alfa yönetim şekline yakın olduğu için, diğer bir ifadeyle yapılan işler üsten gelen yaptırımlarla şekillendiği için firmaların rakiplerine göre fark yaratmaları yani teknolojideki gelişmeleri takip etmeleri için üst düzey yöneticilere büyük işler düşmektedir. Bu konuda yapılan araştırmaları, bu araştırma sonucunda çıkan bulguları sizlerle paylaşmak istiyorum.
CA Technologies “Hizmet Güvencesi” araştırmasının sonuçlarını açıkladı. BT Yönetimi yazılımlarının lider üreticisi CA Technologies, önceki senelerde olduğu gibi 2010′un sonunda da bir anket çalışması yaparak BT alanında yaşanan sorunlar ve bunların çözümlerine ilişkin bir rapor hazırladı.
CA Technologies araştırmasına göre, karar verici düzeyinde her üç yöneticiden ikisi, iş hizmetlerinin kesintisiz çalışmasını sağlayan çözümlere ayak uydurmakta zorlandı
CA Technologies’in Türkiye de dahil Avrupa çapında yaptırdığı araştırmaya 30 ülkeden 520 üst düzey yönetici ve BT profesyonelinden oluşan seçkin bir topluluk katıldı. “Hizmet Güvencesi: İş Hizmetlerinde Kesinlik Arayışı” adlı araştırma, kullanıcı deneyimlerine bakarak kurumların sunduğu iş hizmetlerinin performansını ele alıyor.
CA Technologies Türkiye Ülke Müdürü Vekili İlkem Özar, araştırmayla ilgili açıklamasına şu şekilde başladı: “Günümüzde kurumlar, giderek daha sofistike olan iş taleplerini karşılarken hem işin kısa zamanda başarısını, hem de en iyi performansı sunmayı garanti etmek gibi iki güç görevi birlikte hayata geçirmek zorunda. Yeni iş hizmetlerini hayata geçiren birçok kurum ise bu hizmetlerin performansını takip etmek için yoğun çaba harcıyor ve son kullanıcıya etkisinden emin olamıyor. Kurumların hizmet performansları hakkında yaşadığı belirsizlik, bu hizmetlerden etkilenen müşteri ilişkilerinin geliştirilmesi için de ciddi bir bariyer oluşturuyor. Hizmet güvencesi çözümü, işte bu noktada sistemlerin ve ağ altyapısı üzerinde çalışan uygulamaların, veri hareketlerinin ve gerçek kullanıcıların deneyimi arasında canlı bir köprü oluşturuyor ve bu süreci yönetilir kılıyor.”
İlkem Özar, araştırmanın çok önemli bazı noktaları ortaya çıkardığını belirterek şu bilgileri verdi: “CA olarak yaptırdığımız bu araştırmada katılımcılara sorduğumuz soruların sonucunda, Türk yöneticilerinin yüzde 63′ü, bundan sonra iş hizmetlerinin izlenmesi ve kullanıcı memnuniyetinin çok daha önemli hale geleceğini söyledi. Müşteri memnuniyetini ön plana çıkaran firmaların yaklaşımlarının bu yönde olduğunu gözlemliyoruz.
Türk katılımcıların yüzde 37′si ise “Problem ortaya çıktığı zaman ilgileniriz” yaklaşımında bulundu. Ancak bu yaklaşım ve son kullanıcı deneyimine ilişkin yetersiz bakış açısı, aynı zamanda, kurumun öngörülebilir ve istenen müşteri deneyimlerini sağlama, verimli ve etkili servisler oluşturma, yeni uygulamalar sunma, kısacası proaktif bir BT yönetimine sahip olma gibi birçok yetkinliğini de başında engellemiş oluyor. ”
Müşteriyi uçtan uca görebilmek!!!
Araştırmanın çok önemli bir gerçeğe işaret ettiğini söyleyen İlkem Özar, artan müşteri beklentileri, gelişen hizmet çeşitliliği ve bulut gibi teknolojideki gelişmeler ışığında, iş hizmetlerinde artık kesinliğe ve belirginliğe daha da çok ihtiyaç duyulduğuna dikkat çekerek şunları söyledi: “BT servisleri, bugün birçok profesyonel yöneticinin düşündüğünden hızlı bir değişim gösteriyor. Bu nedenle günümüzde, dinamik BT ortamlarının, tek tek her müşteri işleminin performansının bir uçtan diğer uca kontrol altında tutulduğu platformlar olması arzu ediliyor. Son araştırmanın ana bulguları, birçok kurumun bu sorunla sık sık karşılaştığını ancak durumun aciliyeti ve önceliği konusunda etkin davranamadığını ortaya koyuyor. Kurumların hizmet güvencesi stratejisini bütün boyutlarıyla algılamaları ve hayata geçirmeleri, bu nedenle son derece kritik bir karar olmaya ve güncelliğini korumaya devam ediyor. Bu karar, aynı zamanda, rekabetçi bir ortamda yarışan tüm kurumların, fiziksel, sanal ve bulut platformlarındaki iş servisi sunumlarıyla bağlantılı yetkinlik düzeylerini de yansıtıyor olacak”.
Gerçek maliyetleri oluşturmak!!!
Müşteri deneyimlerinin iş sonuçlarına etkisi itibarıyla kayda değer bulgular taşıyan araştırma, aynı zamanda iş ve BT liderlerinin çevrimiçi (online) kullanıcıların aldığı servis performanslarının kalitesine de çok fazla güvenmediklerini ortaya koydu. Türk katılımcıların yüzde 20′si kendi çevrimiçi (online) hizmetlerini, müşteri ihtiyaçlarını tam anlamıyla karşılama bağlamında çok güvenilir bulurken, yüzde 80′e varan büyük bir çoğunluk sundukları hizmetler için “fazla güvenli değil” ya da “idare eder” yanıtlarını verdi.
Buna ek olarak araştırmaya katkıda bulunan iş liderleri ve BT profesyonellerinin yüzde 47′si, kullanıcının zayıf performans gösteren web uygulamaları nedeniyle karşı karşıya kaldığı sorunların sebep olduğu maliyeti kurumların tam olarak takip edemediğini ifade etti.
Karar vermek için bilgi şart!!!
Kurumlar, sadece ortaya çıkan servis problemleriyle uğraşmak zorunda kalmaktan değil; aynı zamanda maliyetlerin artması ve verimliliğin düşmesinden de büyük bir kaygı duyuyor. Bu çerçevede yöneticilere, son 18 ayda, gerek çevrimiçi (online) hizmetleri, gerekse dahili web uygulamaları kullanıcılarından kaynaklanan problemlerle nasıl mücadele ettikleri de soruldu.
Araştırmayı yanıtlayanların yüzde 40′ı “ortaya çıkan yeni konuları ve problemleri gidermek için maliyet artışlarını göze aldıklarını” ifade ederken, katılımcıların yüzde 37′si, uygulamanın devre dışı kalması veya zayıf performans göstermesi nedeniyle çalışan verimliliğinde kayıplar yaşadıklarını söyledi. Soruyu yanıtlayanların yüzde 43′ü ise karar vermek için gerekli bilginin yetersiz veya eksik olduğunu bildirdi.
İş dünyasında bir başka endişe kaynağı, çoğu organizasyonun hizmetlerindeki kalite kaybının işe yansıma derecesini tam olarak ölçememekten kaynaklanıyor. Kurumların yüzde 85′i, hizmetlerden kaynaklı birçok problemin yarattığı etkiyi tam olarak anlayabilmek için yeterli ve eksiksiz bilgiye sahip görünmüyor. Aynı şekilde yüzde 83′lük bir kitle bu durumun markanın ya da şirketin ününe verdiği hasarı da ölçümleyemediklerini ifade ediyor. Araştırma bulgularına göre sadece yüzde 27′lik bir yönetici kesimi, son kullanıcı deneyimlerini dikkate alan bir servis seviyesi anlaşmasına sahip olduğunu söyledi.
Sonuç olarak, bilginin bütün dünyada güç olduğunu unutmamak gerekiyor ve maliyetlerimiz kadar müşterilerimizide aynı düzeyde uçtan uca analiz ederek buna gore stratejilerimizi oluşturmamız kurumların uzun vadeli başarısı için şarttır.Rsrcs:http://www.bilgicagi.com/Yazilar/4726kurumlar_ve_yoneticiler_btdeki_gelismelere_ayak_uyduramiyor.aspx

How Does Android Compare to the iPhone? Top 5 Wins and Losses…

March 18th, 2011 7 Comments »


Sure, on the surface Google’s Android seems more like a shot through the heart of Windows Mobile — or the head of Palm’s Linux-based OS 2.0 aspirations — but while those platforms enjoy their own historical and market share, it’s Apple’s iPhone that has all the mind share of late. That means, despite Google’s CEO being on the Apple Board of Directors, Google’s Maps, Search, and other services having a prominent place on both devices, and — let’s face it — Google’s full on tech-crush for the iPhone — no one is going to hesitate to pit the two systems head-to-head. Including us!
So, what advantages does each one have? What drawbacks? Here they are, in our opinion: the top five iPhone vs. Android Wins and Losses… after the break!

How Android Wins

1. Hardware Options
Unlike the singularity of the iPhone, Android follows the current Windows Mobile model (and old Palm OS model) of creating a software platform meant to be implemented by a wide range of different manufacturers across an even wider range of hardware (some speculate beyond even the phone paradigm). Want a keyboard? Touch? Flip? Yellow racing fins? No problem, take 1 from column A and 2 from column B. After all, people tend to be diverse if not unique, and no single device can possibly meet the needs of each and every consumer. By letting manufacturers offer hardware choices, Android wins.

2. Developer Freedom
While the iPhone App Store has been a million (going on billion) dollar success, it has also been an endless source of controversy rooted not only in Apple’s desire to control seemingly every aspect of ecosystem, but the capricious — and callous — way in which they’ve thus far chosen to exercise that control. By contrast, Google is offering what amounts to a totally free Marketplace where developers can pretty much create and deploy anything, limited only by their innovation and determination. Podcaster? Fine. Mailwrangler? Okay (even though it likely duplicates Google’s built-in Gmail client). It’s the classic Open Source argument. (Heck, even the OS itself is Open Source!) By being free as in speech (though Google is wealthy enough to spot developers at least a few beers as well!), Andorid wins.

3. Killer Cloud Connectivity
Let’s face it, the cloud is the future, and while Apple has struggled (cough-MobileMe-cough) with that future, Google owns it. Google Search. Gmail. gCal. Google Docs. Google Maps. YouTube. Knol. Chrome. And the list goes on and on (and on). If they can flip the switch and truly, seamlessly integrate everything, not only between applications but across desktop, laptop, and handset, it will make for perhaps the most compelling offering ever on the market. By not being the next Windows-class platform (which superseded the earlier Mac), but by potentially being something even greater, Android wins.

4. DRM-Free Media
The iPhone is hooked into the largest and most successful media fountain in the business, iTunes. The record labels and Hollywood, however, fearing Apple will become another Walmart, able to dictate terms (taken, no doubt, to a Jobsian extreme) have with the exception of EMI, denied iTunes the higher quality, DRM-free music they are willing to give to competitors like Amazon. Google, despite being Amazon’s rival in the data-center-driven cloud computing space, is leveraging Amazon MP3’s musical advantage for Android. No word yet on whether they’ll ever break the DRM-free TV and Movie barrier (not when Hollywood is cutting off so many noses to spite that face), but for as far as it goes, by providing consumers with content free of DRM that never stopped the real pirates, but made everyday use difficult to the point of exasperation, Android wins.

5. Sergey and Larry
Steve Jobs is the archetypal benevolent dictator, and a divisive one at that. Google’s founders, by contrast, enjoy a shinier, happier public image. Whether it’s their “don’t be evil” motto or their willingness to let Google employees spend 20% of their time (1 day a week) working on solo “skunkworks” projects in the true spirit of innovation, (such as Sergey’s gleeful Android “hang time” app?), their youthful energy and enthusiasm powers the Google brand. By presenting a kinder, friendlier, and — arguably — funnerer corporate culture to consumers, Android wins.

How the iPhone Wins

1. Unified Hardware/Development
Controversies aside, the App Store has changed the face of application development and deployment (and how scary is it that this represents only one of the iPhone’s revolutions). Leveraging the ease of use and power of Cocoa, developers can create applications that will not only run on any iPhone (or iPod Touch) on the market, but be available for market (or for free), at the tap of a button, on each and every one of those devices. While Android developers will have to worry about whether some hardware has keyboards and some not, touchscreens or not (and what resolution?!), real headphones or USB adapters (really HTC? Really?) trackballs or accelerometers — never mind the endless snafu potential of any manufacturer or carrier making any changes they want to the Open Source OS — iPhone developers can “just work”. By providing a single, unified hardware implementation and the unlimited on-device marketplace that comes with it, the iPhone wins.

2. Best of Both Worlds
While Android enjoys the most complete integration with Google imaginable, we can’t forget that Google’s business isn’t making Smartphones. It isn’t Search either. It’s advertising. And to advertise, Google needs to be in front of (and holding on to) as many eyeballs as possible. This means Google needs to provide their services to the iPhone (and Windows Mobile, Palm, Blackberry, etc.) as well. So the iPhone gets Google Search, Maps, YouTube, and all the other Google applications they need anyway. What’s more, Apple gets to carefully craft their own unparalleled user interfaces and mobile technology on top of and into those Google Services. Google’s Android, however, gets nothing from Apple. By iPhone users getting the best of both the Apple and Google worlds, the iPhone wins.

3. Google Getting Slightly Less “Not Evil”
Apple can be smug, uncaring, and wrong-headed [redacteds], fair enough. But while Google professes “don’t be evil”, their growing size and power should be a concern to everyone who values privacy and security. Bottom-line: they know everything about you. You search for “very private personal issue”. They know that, and your IP, and can cross-reference it with everything else you’ve searched for, and mapped, and (with the GPS in your phone) whether you’re on the move. And their business is advertising. They own DoubleClick. Sure, Apple hooks into Google for Safari web search and maps as well, but on the iPhone you can at least choose not to search, or to search Yahoo!, and to turn off GPS. Maybe you can with Android, maybe not. Chrome has set a very poor precedent (no URL box, just search, means Google parses avery web address you type — never mind the ULA controversy). Given their shiny, happy facade, this makes them all the more terrifying. By the sheer nature of Apple’s business model being predicated on pleasing consumers enough to buy their hardware, and not slipping in advertising on the down low with little or no oversight or accountability, the iPhone wins.

4. iTunes International & iPod Ecosystem
For all the greatness that is Amazon MP3, it’s entirely USA-centric. Sure, for many people that seems like the whole world — but it’s not. While Big Media deliberately won’t give iTunes higher quality DRM-free music, the nature of international media rights is every bit as unfair to Amazon and their offerings. iTunes has had years to navigate this archaic quagmire, however, and while they’re certainly not everywhere yet, iTunes Stores are available to a huge number of consumers around the world. And unlike Android at launch, iPhone users in some areas also have TV (including NBC… again), Movies, and the rest of iTunes’ massive media content library available to them. Likewise, the Apple ecosystem is mature, providing everything from easy media conversion tools for personal content, to a plethora of accessories, to Apple’s full line of other hardware and software products. By providing such a vast, and vastly simple set of content and spherically-integrated supporting environment, the iPhone wins.

5. Steve Jobs
Call him Steve, El Jobso, Dear Leader, or an arrogant [expletive], Steve Jobs has proven time and again to have an uncanny knack for knowing “what’s next”. Not innovation in the strictest sense, Jobs instead takes futuristic technology and realized it for the masses — in whatever elegant shade of this and gorgeous material of that he knows is lust-worthy at that very moment. From the CLI of the Apple II, to the GUI of the Mac, to the portability of the iPod, to the multi-touch of the iPhone, Jobs more than anyone this generation has, over and over, pushed the boundaries of consumer technology and the entire industry around it. That’s why every Stevenote brings the internet to a grinding halt, and Android’s announcement barely registered a stutter on the tubes. You don’t dent the universe by committee (which Google’s Open Handset initiative and Android Platform most certainly are), and there’s no better proof of that than the achievements of Apple under the — admittedly dictatorial — guidance of Steve Jobs. By walking onto the stage at Macworld 2007 and pulling the jaw-dropping surprise of the iPhone from his pocket, and by keeping every consumer on the edge-of-their seats waiting for the next Stevenote, and the next “one more thing”, the iPhone won.

Conclusion
Every industry needs competition, and while we can’t help but worry about our friends over on the Windows Mobile and Palm platforms, we also can’t help but think, win or lose, Android will force the iPhone to up its game (and vice versa) as well. Either way, we consumers are the ultimate winners.
Agree? Disagree? Got your own top 5 wins for the iPhone? For Android? For both? Be sure to let us know!
Rsrc: http://www.tipb.com/2008/09/25/iphone-vs-android-top-5-wins-and-losses/

Suç Facebook’ ta değil onu bilinçsiz kullananlarda!!!

March 18th, 2011 No Comments »

Facebook’un özel hayata müdahalesi gibi yazılar okuyorum. Yok öyle birşey. Geçenlerde facebook Türkiye’ nin yazılım bakım işlerinden sorumlu bir arkadaşımla bir akşam yemeğinde görüşme şansı buldum.
Söylediği tek kelime; “Biz gizlilik seçeneklerini sunuyoruz Yasemin kullanmasını bilmeyenler, kullanmak istemeyenler hak iddaa edemezler dedi!”
Görüşmemizde sizle paylaşmak üzere aldığım notlar şöyle:

Facebook’ta kişisel bilgilerinizi korumak ve profil gizliliğinizi sağlamak için yapmanız gerekenler çok basit.

Öncelikle www.facebook.com adresine tıklayıp siteye giriş yapın.

1 – Facebook anasayfasında yer alan üst menüde isminizin yanındaki “Ayarlar” bölümünün üzerine gelin. Burada “Arkadaşlarını Düzenle”, “Hesap Ayarları”, “Gizlilik Ayarları”, “Uygulama Ayarları”, “Yardım Merkezi” ve “Çıkış Yap” adında altı seçenek çıkacak. Facebook’taki gizlilik ayarlarınızı düzenlemek için “Gizlilik Ayarları”na tıklayın.

2 – Açılacak sayfa Facebook bilgilerinizi kimlerin görebileceğini belirlemekte zorlanmayacağınız bir sayfa. Facebook üşengeçleri de düşünmüş ve toplam üç tane gizlilik şablonu belirlemiş. Bunlar şu şekilde sıralanmış:

Herkes: Tüm profil bilgilerinizin Facebook kullanıcıları ile birlikte internetteki herkes tarafından görülebildiği seçenek.

Arkadaşlarımın Arkadaşları: Bu kısmı seçerseniz Facebook bilgilerinizi, Facebook’taki arkadaşlarınızın arkadaşları da görebilir.

Sadece Arkadaşlarım: İdeal olan gizlilik ayarlarından birisi. Facebook’taki bilgileriniz sadece Facebook arkadaş listenizdeki arkadaşlarınız tarafından görülebilir.

Bana telefonumuz üzerinden anlatıldığı için kısa bir bilgi daha…

Facebook hesabınızı iPhone üzerinden kullanmak için buraya tıklayın.

Burada dikkat etmeniz gereken bir nokta var. “Fotoğraflarımda ve gönderilerimde etiketlenen kişilerin arkadaşlarının söz konusu fotoğraf ve gönderileri görmesine izin ver.” seçeneği onaylı olarak geldiği için “Sadece Arkadaşlarım” seçeneğini işaretleyecekseniz buradaki onayı kaldırıp ayarları öyle kaydetmelisiniz.

Önerilen: Bu ayar Facebook tarafından ideal olarak kabul edilen ayarlardan. Ancak Facebook ve internet üzerinde gizliliğinizi korumak istiyorsanız bu ayar sizin için kesinlikle kullanışlı değil.

Gizlilik durumunuzu “Önerilen” konumuna getirirseniz durum güncellemelerinizi, favori sözlerinizi, aile ve ilişki durumunuzu herkes; etiketlenen fotoğraf ve videolarınızı, siyasi görüşünüz ve dini inancınız ile doğum günü bilgileriniz “arkadaşlarınızın arkadaşları” tarafından da görülebiliyor.

3 – Her ayarı istediğiniz gibi yapabilmek için “Özelleştir” kısmına tıklayın ve “Özelleştir” bölümündeyken aşağıda yer alan “Ayarları özelleştir”e tıklayın.

4 – Facebook’ta tüm bilgilerinizi gizleyebileceğiniz gibi, sadece bir kişiye özel gizlilik ayarı da yapabilirsiniz. Bunun için izlemek istediğiniz yerin üzerine tıklayın. Bu bölümleri kimlerin göremeyeceğini “Herkes”, “Arkadaşlarımın Arkadaşları”, “Sadece Arkadaşlarım” seçeneklerinden birine tıklayarak belirleyebilirsiniz.

5 – Uygulayabileceğiniz diğer bir engelleme yöntemi de “Özelleştir”. Bu seçenek ile sadece bir kişinin ya da arkadaş listenizdeki bir grubun o bilgiyi görmesini sağlayabilir veya “Bunu şu kişilerden gizle” kısmına Facebook’taki bir veya birden fazla arkadaşınızın ya da belli bir grubun adını yazarak o bölümü görmesini engelleyebilirsiniz. Rsrs:http://rehber.uzmantv.com/facebookta-profil-gizlilik-ayarlari-nasil-yapilir

Kısacası, koruma seçenekleri facebook ekibinden özel hayatınızı koruması sizden;)

Faydalı Linkler ve Kaynaklar

March 18th, 2011 1 Comment »

Bu alanımız sürekli güncellenecek olup, takip etmenizde fayda gördüğüm linkler ve dosyaları paylaşacağım.

Sırada Türkiye’ ye Gelerek Database sınavımın ertelenmesine neden olan Dünya’ nın en zengin bilişimcisi: Bill Gates!!!:)

March 18th, 2011 No Comments »

“Bill Gates, 100 milyon Amerikalı’ya bedel” diye bahsedilen bir adam kısa anlatılamaz değil mi?

Nasıl aklıma geldi bilmiyorum ama, bildiğim bir şey bir final dönemiydi sanırım bilgisayar ve endüstri sınavlarımın aynı saatlerde olmaması için koşturduğum zamanların birinde..
Tam “Database” ve “Operations Research” sınavlarımın çakışmasını tam engellemişken bilgisayar bölümünden bir haberle benim planlamam yine bozulmuştu. Nedeni tabiî ki aklıma gelmeyen bir nedendi Sayın Gates ülkemize teşfik ediyorlarmış… Sonuç tabiî ki sınav saatlerimiz Gates’ e göre birdaha revize edilmişti..İnsan zaman geçine gülümseyerek hatırlıyor: )
Steve Jobs köşesinde başta minik bir karşılaştırma yapmıştım şimdi Jobs’ a göre Bill Gates ne yapmış nasıl bir kariyer hedefi oluşturup Dünya’ nın en zengini olmayı başarmış… Diğer bir ifadeyle Steve nerde strateji hatası yaptı ve önceki yazımda verdiğim linkteki listenin neden başında değil?!..

Amerikalı girişimci Gates iki kişilik şirketini (Microsoft) başta gelen bir Bilgisayar Software (Yazılım) şirketine dönüştürdü. Gates 20. yüzyılın son döneminde en başarılı şirket patronlarından biri oldu. Seattle/Washington’da avukat bir babayla öğretmen bir annenin oğlu olarak dünyaya gelen Gates, henüz oniki yaşındayken özel bir okulda ilk informatik (bilişim) kurslarına gitti. Okul arkadaşı Paul Allen ile birlikte boş zamanlarını çoğunlukla bilgisayar programları üzerinde çalışarak geçiriyordu.

Yakınlarındaki bir şirketin büyük bilgisayarını para ödemeden kullanabilmek için, iki arkadaş kullanıcılar için yazılım hatalarını arayıp buluyorlardı. Bu şekilde bilgisayar konusunda uzmanlaşan öğrenciler, 1972′de ilk şirketlerini (Traf-O-Data) kurdular. Bu şirket bir trafik sayım ve kontrol sistemi için programlar üreterek hemen 20.000 dolarlık satış yaptı. Gates bundan bir yıl sonra TRW adlı silah işletmesinde staj gördü, ardından da babasının önerisi üzerine Harvard Üniversitesi’nde hukuk eğitimi almaya başladı.
Kişisel bilgisayarlar 70′li yılların ortasında henüz gelişimlerinin ilk aşamasında bulunuyorlardı. MITS şirketinin Altair adını verdikleri en önemli modeli henüz standart bir kullanma programına sahip olmayıp ancak tamamlanmamış bir işletme sistemine sahipti. Gates ve Allen’ın, Altair için 1964′te geliştirdikleri program dili BASIC sayesinde bilgisayar kullanıcıları aletlerini kendileri programlayabiliyorlardı. MITS firması genç araştırmacılardan pazarlama lisansını satın alarak kendilerine sistemi daha da geliştirmeleri için sipariş verdi. Gates bunun üzerine tahsilini bırakarak Allen ile birlikte Albuquerque/New Mexico’da Microsoft adlı şirketi kurdu.

Microsoft, kendini sebatla mikro bilgisayarlar için yazılımı geliştirmeye adayan ilk işletmelerden biridir. Aradan kısa bir süre geçtikten sonra General Electric gibi şirketler, devamlı müşterileri arasında bulunmaktaydı. Gates 1977′de, aletlerini BASIC ile donatabilmek amacıyla, Apple, Tandy ve Commodore gibi PC (Personal Computer – Kişisel Bilgisayar) üreticileriyle lisans sözleşmeleri imzaladı. Ayrıca FORTRAN, COBOL ve Pascal gibi program dillerini geliştirmekle, Microsoft’a bir üstünlük ve uluslararası pazar yolunun kendilerine açılmasını (1978′den sonra ilkin Japonya olmak üzere) sağladı. Gates 1979′da yalnızca 13 çalışanıyla yaklaşık 3 milyon dolarlık bir satış gerçekleştirebildi.

1980′den sonra PC pazarına girip Gates’i bir PC işletme sistemi geliştirmekle görevlendirince, hızlı yükselişleri sürüp gide geldi. Microsoft’un kısa zamanda tasarladığı MS-DOS (Microsoft Disc Operating System – Diskli İşletme Sistemi) 80′li yıllarda dünya çapında satış rekorları kırdı (120 milyon nüsha). Gates akıllıca bir öngörüyle haklarını mahfuz tutarak diğer donanım üreticilerine de satış yapabildi. Bunu izleyen zamanda giderek daha çok firma IBM ile bağdaşan aygıtları piyasaya sürünce, geliştirdikleri işletme sistemi bütün bilgisayarlar için standart hale geldi. Bu arada 1.000 çalışanı olan şirket, 80′li yılların ortasından sonra Avrupa’da şubeler kurdu. Şirketin başkanlığını yürüten Gates, tutarlı ekip çalışmasına ve katı bir performans ilkesine önem veriyordu. Bütün çalışanların performansları altı ayda bir değerlendirilmekteydi.

Gates işletme sistemine paralel olarak uygulama programları alanında da son derece başarılı çalışmalar ortaya koyuyordu. Multiplan Çizelge Hesap Programından (1982) sonra, 1983′te ilk kez fareyi (mouse) kullanan MS-WORD adlı metin işleme sistemini başlattı. Özellikle WORD Avrupa’da çok satılırken, ABD’de Lotus 1-2-3 ve WordPerfect adlı rakipleri karşısında, ancak yavaş yavaş başarıya ulaşabildi.
Microsoft’un yazılım alanındaki kesin başarısı, Apple şirketinin kendilerine verdikleri siparişle gerçekleşti. Macintosh adını verdikleri örnek oluşturacak nitelikteki bilgisayar için çeşitli uygulama sistemleri (örneğin WORD ve Excel) geliştirildi. Gates şirketini 1986′da anonim şirkete çevirdi. Aradan çok geçmeden yalnız kendi payının (% 45) borsa değeri 1 milyar doların üzerindeydi.

MS-DOS işletme sisteminin grafik bir iyileştirmesi olan WINDOWS’un geliştirilmesi çalışmalarına Gates 1985 yılında başlamıştı. WINDOWS’u piyasaya sürdükten (1987) üç yıl sonra bir pazarlama kampanyasıyla başarılı oldular. Microsoft bu sistemi sürekli olarak daha ileri program elemanlarıyla genişletiyordu. Gates özellikle WINDOWSu daha basit ve daha kullanışlı bir biçime sokmaya önem veriyordu. Microsoft 1993′te tartışmasız piyasanın lideriydi (yıllık ciro: 3.75 milyar dolar; borsa değeri: 20 milyar doların üstünde). Gates’in kişisel serveti yaklaşık olarak 7 milyar dolar olarak tahmin edilmektedir. Bunu da her geçen gün daha çok Microsoft sistemlerine bağlılığımızın artmasına bağlı olarak artış göstermektedir. http://www.5nnnnn1k.com/forum/bill-gates.html

Sonuç olarak teknolojik rekabetin bu kadar kırmızı okyanus olduğu bir Dünya’ da Bill Gates’ in hala üste yer alan listede üst sıralarda olması onun doğru yerde doğru zamanda doğru kararlar almasına bağlıdır. Arabalara olan düşkünlüğü de bilenen Gates’ e önümüzdeki yıllarda cirosunu daha çok artırmasını diliyoruz…

Soyadı “Jobs” olan biri başarısız olabilir mi?:) Sırada Steve Jobs!!!

March 16th, 2011 10 Comments »

Şimdi bazı Microsoftçu arkadaşlarım neden Bill Gates’ den önce Steve aklına geldi acaba? Diyecek..
Cevap basit..Jobs farklı düşündü ve başardı! Bill Gates ise çoğunlukla örneklemede ve yayma konusunda diğer bir ifadeyle satışında başarılıydı.
Birine innovasyonda başarılı diğerinede bilişimin satışında başarılı demek daha doğru olur. Nihayetinde şunuda hatırlamak lazım dünyanın en zenginleri sıralamasında Bill Gates’ i Listenin baya üstünde 2. Sırada görüyoruz.Gates Carlos’un hemen yanında merak edenler, inanmayanlar linki takip etsin: ) (http://tr.wikipedia.org/wiki/D%C3%BCnyan%C4%B1n_en_zenginleri)

Gelelim Sayın Jobs’ ın başarılı geçmişi ve ününü borçlu olduğu firmasına yani Apple’ a kavuşmasında geçtiği yolları anlatmaya…

Steve Jobs 1972 yılında 17 yaşındayken, Cupertino, Kaliforniya’da bulunan Homestead High School’dan mezun olmuştu ve sonunda Portland, Oregon’daki Reed College’e başvurmuş ve kabul edilmişti. Fakat ailesinin tüm birikiminin üniversite eğitimine harcandığını gören Steve, üniversiteyi 1. dönem sonunda terk etmiştir. Steve, geçmişe baktığında hayatında vermiş olduğu kararların en etkilisinin bu olduğunu söylemektedir. Çünkü okuldan ayrılarak hem almakla yükümlü olduğu ilgisini çekmeyen derslere katılım zorunluluğunu ortadan kaldırmıştır ve ailesinin birikimlerini harcamayı bırakmıştır hem de ilgi duyduğu alanlara yönelebilmek için gerekli olan zamanı yaratmıştır. Steve Jobs üniversiteden ayrıldıktan sonra bir yurt odası bulunmadığı için arkadaşlarının odasında yerlerde yatmıştır. Kola şişelerinin depozitoları ile yemekler almış ve her pazar iyi bir yemek yiyebilmek uğruna 7 mil uzaktaki bir kiliseye gitmiştir. Aynı zamanda Steve, kendi ilgi alanına giren kaligrafi derslerine o zamanların en iyi kaligrafi eğitimi veren ve aynı zamanda ayrıldığı üniversite olan Reed üniversitesinde girmeye başlamıştır. Steve, o günlerde öğrendiklerinin sanatsal ve tarihsel yönünü o kadar güzel ve harika bulmuştur ki bilimin hiçbir zaman bu derece de bir ilerleme yapıp bunu yakalayamayacağını ileri sürmüştür.

Steve Jobs 1974 yılında 19 yaşında iken arkadaşı Steve Wozniak ile birlikte Atari Inc. Şirketinde oyun tasarımcısı olarak çalışmaya başlamışlardır. 1974 yılında ABD’de, satılan Cap’n Crunch’ların içinden çıkan düdükler, üzerlerinde ufak değişiklikler yapılınca AT&T tarafından uzun mesafeli aramalarda kullanılan denetleme frekansı olan 2600 Hz’i sesini verebiliyorlardı. Bunun sayesinde kısa bir zaman aralığında Jobs ve Wozniak 1974 yılında iş hayatına atılarak pahalı uzun mesafe görüşmelerini bedava yapabilmek için “blue box”‘lar üretmeye başladılar.

1976 yılında Steve Jobs 21, Steve Wozniak 26 yaşında iken Jobs ailesinin garajında Apple şirketi Jobs ve Wozniak ikilisi tarafından kurulmuştur. İlk üretimleri bir masaüstü bilgisayarı idi ve adı Apple1’dı.Fiyat olarak 666,66$ belirlenmişti.1977 yılında Apple2 piyasaya sürüldü ve piyasadaki yerini sağlamlaştırdı.Apple Computer 1980 yılında halka açıldı ve çok iyi değerlerle piyasaya girdi.1983 yılında Steve Jobs o zamanlar Pepsi CEOsu John Scully’i, “Ömrünün sonuna kadar sadece şekerli su mu satmak istiyorsun yoksa dünyayı mı değiştirmek istiyorsun ?” şeklinde bir konuşma yaparak Apple bünyesine Apple’ın yeni CEOsu olarak katmıştır.Bu olayın ardından 1984 yılında piyasadaki ticari bir başarı yakalayabilmiş ilk grafik kullanıcı arayüzlü bilgisayar olan Macintosh’u piyasaya sürdü.

Steve Jobs Apple’dan atılması sonucu kurmuş olduğu Next adlı bilgisayar firmasından sonra 1986’da Edwin Catmull ile ortaklaşa, Emeryville, Kaliforniya’da animasyon stüdyosu olan Pixar’ı kurdular.Firma ilk patlamasını “Toy Story” adlı animasyon sinema filmi ile yapmıştır. Bu filmden sonra ise 1998 yılında Bir Böceğin Yaşamı (A Bug’s Life), 1999′da Oyuncak Hikayesi 2 (Toy Story 2), Sevimli Canavarlar (Monsters, Inc.), 2003′de Kayıp Balık Nemo (Finding Nemo) ve 2004 yılında İnanılmaz Aile (The Incredibles) gibi filmlere imza atmıştır. Bu filmlerin hepsi animasyon dalında ödül kazanmıştır.

1996 yılında Apple, Steve Jobs’ın kurmuş olduğu Next’i 402 milyon$ fiyatla satın alarak Jobs’ı tekrardan bünyesine almıştır. Next’in alınmasıyla birlikte, Mac’lerde Next teknolojileri görülmeye başlanmıştır. Jobs’ın geri dönüşü ile birlikte Apple çıkartmış olduğu iMac ile birlikte çok büyük bir çıkış yakalamıştır. İlerleyen yıllarda Apple, bilgisayar endüstrisine ek olarak müzik çalar, yazılım gibi işlere de el atmıştır.Örnek vermek gerekirse iPod ,iTunes music library.. vb. Kaynağımız: http://tr.wikipedia.org/wiki/Steve_Jobs

Steve Jobs aynı zamanda Guiness Rekorlar Kitabı’na da adını en düşük maaşla çalışan CEO olarak yazdırmıştır. Steve Jobs’ın şu andaki maaşı 1$dır. Tabi ki Apple’dan belirli aralıklarla hediyeler de almaktadır. 90 milyon$ değerindeki bir jet ya da 30milyon$ değerindeki Apple hissesi bunlara örnek olabilir. : )

Hayata evlatlık verilerek başlayan birisi için şu an nerdeyse her gencin cebinde bulunan iPod’ların üreticisi olan, kendi şirketinden atılmış ama daha iyisini yaparak geri dönen şirketin CEO’su ve kurucusu durumunda olmak büyük bir başarıdır.

Sevgili Jobs’ı her zamanki siyah kazağıyla yeni apple sunumlarında sıkça görmek dileğiyle…: )

Google Türkiye ve Yunanistan Pazarlama Direktörü Mustafa İÇİL!!!

March 16th, 2011 2 Comments »

Mustafa Bey’i nerden tanıyabiliriz ki! tabiî ki İTÜ’ deki E-Commerce ( E-Ticaret)  dersimizinden.. kendisi en popüler konuk hocadır : )

Derste en çok soru soranlar sıralaması yapsak heralde birinci olurdum.. Nedeni malum bilişime girmemize neden olan bir markanın yöneticisi derste.

Şimdi Sayın İçil’in nasıl bir geçmişi var bakalım.

1972 doğumlu Mustafa İçil, İstanbul Amerikan Robert Kolej’den mezun olduktan sonra üniversite eğitimini Boğaziçi Üniversitesi Bilgisayar Mühendisliği bölümünde tamamlamıştır. Daha sonra aynı üniversite ve bölümde yüksek lisans yapmıştır. Mezun olduğu tarihe kadar çeşitli teknoloji firmalarında yarı zamanlı olarak farklı pozisyonlarda görev alan Mustafa İçil, 1994-1995 yılları arasında Microsoft’un Chicago ofisinde Bilgi Teknolojileri Yöneticisi olarak çalışmıştır. Daha sonra Microsoft Türkiye ofisine Sistem Mühendisi olarak geçmiş, 1998 yılından itibaren de Windows’dan sorumlu Ürün Pazarlama Müdürü olarak görevine devam etmiştir. Bu rolüne parallel olarak Microsoft’un gelişmekte olan pazarlara yönelik stratejilerini takip eden ve Türkiye’deki bilgisayar penetrasyonunu arttırıcı projeleri yürüten ekiplerin proje liderliğini yapmıştır.
2005 yılında Apple IMC firmasına Pazarlama Müdürü olarak geçmiş ve 2 yıl boyunca Apple ve Adobe markalarının pazarlama stratejilerini oluşturmuş ve hayata geçirmiştir.
Bu dönemde yaptığı çalışmalarla Capital dergisi tarafından 2006 yılının zirvedeki pazarlamacıları arasında seçilen Mustafa İçil, 2007 yazında Google Türkiye ofisinde Pazarlama Direktörü rolüne gelmiştir. Daha sonra Yunanistan pazarı da sorumluluk alanına girmiştir.
Google Türkiye ve Yunanistan (Dersimizi verirken bu ülkenin sorumluluğu başkasındaydı, demek ki Mustafa bey göstermiş kendini: )) Pazarlama Direktörü olarak şu an hem marka yönetimi, hem ürün ve pazar stratejileri, hem de stratejik iş ortaklıkları, hem kanal çalışmaları konusunda Google markasını temsil etmektedir.
Mustafa İçil, profesyonel iş hayatının yanında farklı konferans, eğitim ve etkinliklerde marka yönetimi, stratejik planlama, pazarlama trendleri ve Internet teknolojileri üzerine seminerler vermektedir. İTÜ İşletme Fakülteside bunlardan biridir.

Mustafa Bey, İTÜ  Maçka kampüsünden çıkarken sıkça karşılaşabileceğiniz Türkiye’ nin en genç, en başarılı bilişimcilerindendir. Ve bunların yanı sıra bir o kadarda dersleri eğlencelidir. ( Yıllar geçsede dersin içeriğini hatırlamamızda eğlenerek nasıl ders veriliri göstermesinde yatmaktadır kuşkusuz! Başka büyüklerimize örnek olması dileğiyle…)  

O zaman Mustafa İçil’ in dersimizi bitirdiği gibi bitirelim köşemizi…

Hayatta başarının sırrı “Think Different” yani “Farklı Düşünmek” ‘ ten geçer!!!

Türkiye’deki Bilişim Sektörünün Başarılı CEO’larından Süreyya Civil!!!

March 15th, 2011 12 Comments »

Süreyya Civil ile ilk tanışmamız işletme mühendisliği masterını yaparken Turkcell akademi öğrencisi seçilmemle oldu. Süreyya bey sponsorluğunda organize edilen Turkcell Akademi öğrencileriyle tanışma toplantısına davet edilmiştim… İşte o toplantı gerçekten çok güzeldi! Süreyya bey de benim gibi endüstri ve bilgisayar mühendisliğini okuduğu için konuşulacak konu çok sorulacak soru çok fazlaydı.İlk başta fazla soru sorarak rahatsız etmek istemesemde, konuşmalar yeni proje fikirlerine ve bu Yasemin hanım kimmiş sorusuna gelmişti. Meğer insanın kendini anlatması başkasını anlatmasını göre ne kadar zormuş.. Süreyya Civil’i çok yakından tanıma fırsatı edindiğim o zamanda onun ne kadar başarılı ve zeki bir yönetici olduğunu fark etmemek mümkün değildi…Şimdi Sayın Civil’in başarılı okul ve iş hayatından bahsettiğimizde önünü gören proaktif bir yönetici, diğer bir ifadeyle ne istediğini bilen bir yönetici profili ortaya çıkmaktadır…

1958 yılında Zonguldak’ta doğdu. 1977′de 19 yaşında eğitimini sürdürmek için ABD’ye gitti. Universty Of Michigan’da, endüstri mühendisliği ile birlikte bilgisayar mühendisliği eğitimi aldı. 3.5 yılda, Universty of Michigan’dan iki diploma ile mezun oldu. 1981 yılında üniversiteden mezun olduktan sonra, Harvard Business School’da iki yıl iş idaresi yüksek lisansı aldı. 4.5 sene Metagraphics’de çalıştı. Buradan ayrıldıktan 8 ay sonra, Metagraphics’in en büyük ortağı oldu. 1987 yılında ABD’li bir arkadaşı ile Novasoft’u kurdu. Daha sonra IBM’in de ortak olduğu firma, Gartner Group tarafından ‘en vizyonel şirket’ seçildi. 1997 yılında Türkiye’ye dönerek Microsoft Türkiye’nin genel müdürlüğünü üstlendi. Bu görevi 3 yıl yürüttükten sonra şirketin ABD’deki merkezine transfer oldu. 2000 yılından sonra ABD’de Microsoft Global Satış, Pazarlama ve Hizmet Grubu’nda çeşitli yöneticilik pozisyonlarında bulundu. En son Microsoft Global Saha Hazırlık Stratejileri ve Sistemleri’nde Genel Müdür olarak görev yaptı. Evli ve iki çocuk babası. 9 Ocak 2007 tarihinden beri Turkcell Genel Müdürlüğü görevini yürütmektedir. Rsrc:http://www.biyografi.net/kisiayrinti.asp?kisiid=3906

O zaman ne diyelim Süreyya Bey’le daha fazla hayat : )

Merhaba bilisimyonetimi.com Takipçileri!

February 28th, 2011 No Comments »

Merhaba Arkadaşlar,

Uzun bir aradan sonra tekrardan birlikte olmak gerçekten çok güzel. Sitemizde öncedende olduğu gibi Bilgi Teknolojileriyle ilgili  gelişmelere yer verip, bilişim sektöründe çalışan başarılı yöneticilerimizi konuk edeceğiz. Sitemizin dili sadece Türkçe olmayacak,  gerektiğinde özellikle silikon vadisinin dilini yani İngilizce kaynaklarıda paylaşıyor olacağım. İki yıl önceki yaptığımız hazırlıklarda  en çok bilişimdeki başarılı yöneticilerin öz geçmişleri sizlerin ilgisini çok çekmiş maillimde bir çok yöneticiyi araştırmam ve röportaj yapmam konusunda yoğun bir istek vardı.  Bu yıl fırsat buldukça Türkiye’ nin CIO’ ları nerelerden gelmiş nereye gidiyorlar köşesi yapmayı planlıyorum. Tabiki her zaman söylediğimiz gibi….

 bilisimyonetimi.com farkıyla:)